• 0537 596 36 81
  • info@ekapsikoloji.com

Aynadaki Yabancı: Bedeninizle Barışmanın İçsel Yolculuğu

Psikolojik Danışman Bilge Künkcü 

En son ne zaman aynada kendinize gerçekten şefkatle baktınız? Kaşınızı germeden, eleştirmeden…
Yoksa çoğumuz gibi siz de o yansımayı görmeden önce kafanızdaki “olmam gereken kişi” ile mi kıyaslıyorsunuz?
Bedenimiz ve görüntümüz, kimliğimizin en görünür kısmı. Bu yüzden en çok eleştirdiğimiz, yargıladığımız ve başkalarının onayına en fazla ihtiyaç duyduğumuz yer yine bedenimiz. Bu hisler; insan olmanın doğal bir parçası.
Sorun beğenilmek istememiz değil; değerimizi buna bağlamamız.

Beğenilme İsteği: Tahmin Ettiğinizden Daha Doğal
Çoğu kişi beğenilme ihtiyacını bir zayıflık olarak görse de, bu aslında insan olmanın en eski ve en temel gereksinimidir. 
Tarih boyunca insanlar, hayatta kalabilmek için bir grubun parçası olmak zorundaydı; kabul görmek, güvenlik demekti. Bugün sosyal medyada dışlanmak fiziksel bir tehlike yaratmasa da, beynimiz hâlâ onaylanmayı bir tür güvenlik alarmı olarak algılıyor ve tabii ki bu onaya fiziksel görüntümüz de dahil. Bu yüzden, biri bizi beğendiğinde mutlu oluyor, olumsuz bir bakış veya eleştiri moralimizi anında bozuyor. 

Medya, Karşılaştırma ve Mükemmellik Yanılgısı
Hepimiz beğenilmek ve kabul görmek isteriz; bu insan olmanın doğal bir parçası. Ancak modern medyanın etkisi, bu doğal ihtiyacı biz fark etmeden üzerimize bir baskı gibi yüklüyor. Sürekli karşımıza çıkan filtreli fotoğraflar, parlatılmış bedenler ve çok dar bir çerçevede sunulan “ideal” görüntüler, zihnimizde fark etmeden bir standart oluşturuyor

Bu noktada insanın temel eğilimlerinden biri olan karşılaştırma devreye giriyor. Zihnimiz, kendimize dair fikirler oluştururken başkalarına bakma ihtiyacı hisseder. Fakat sosyal medya bize insanların gerçek hâllerini değil; en seçilmiş, en kusursuz anlarını gösteriyor. Böyle olunca da kendimizi kaçınılmaz olarak bizden “daha iyi” olduğunu düşündüğümüz görüntülerle kıyaslamaya başlıyoruz.

Bu yukarı yönlü kıyaslamalar zamanla içimizdeki yetersizlik hissini besleyebiliyor. Çünkü aslında karşılaştığımız şey gerçek bir insan değil; özenle yaratılmış bir vitrin. 

Zihnimizdeki Ses: Beden Algımızı Şekillendiren İç Sesimiz
Bedenimizle ilgili hislerimiz çoğu zaman dış görünüşümüzle ilgili kendi iç konuşmalarımızdan kaynaklanır.
    • “Böyle görünmem normal değil.”
    • “Bu halimle kimse beni sevmez.”
    • “Görünüşüm mükemmel değilse ben de değilim.”
Bu düşünceler çoğu zaman gerçek olmasa da gerçekmiş gibi hissettirir.
Bu da bizi bazen kalabalıklardan uzak durmaya, aynada kusur aramaya, bedenimizi bir düşman gibi görmeye iter.

“Olmam Gereken” ile “Olduğum” Arasındaki Uçurum
Aynada kendimizi kötü hissettiğimiz anların çoğu, olduğumuz kişi ile “olmamız gerektiğini düşündüğümüz” kişi arasındaki farktan kaynaklanır.
Bu ideal versiyon:
    • daha ince,
    • daha fit,
    • daha çekici,
    • daha güçlü…
olabilir.
Ama bu ideal çoğu zaman bize değil, toplumun ve sosyal medyanın dayattıklarına aittir.
Bu fark büyüdükçe utanç, kızgınlık ve yetersizlik hisleri artar.
Ve önemli olan şu:
Bu ideal çoğu zaman gerçek bile değildir.
Bitmeyen bir yarışın hayaletidir.

Bedenimizle İlişkimizi Yeniden Tanımlamak
Bedenimizle kavga etmek yerine onunla daha şefkatli bir ilişki kurmak mümkün. 
Bedenimiz sadece başkalarının beğenisine sunduğumuz bir görüntü değil; bizi taşıyan, yaşamımızı mümkün kılan, duygularımızı barındıran bir yuvadır ve yorgunluğa, strese, hastalığa, kendimize yaptığımız yoğun eleştiriye rağmen bizi her gün taşımaya devam eder.
Gerçekçi olmayan güzellik standartlarının hüküm sürdüğü bir dünyada kendimize şefkat göstermek kolay değildir — ama mümkündür.

Mükemmel olmadığımız gerçeğini kabul etmek, bedenimizle barışın başladığı noktadır.

Benzer Yazılar
Çocuğa Oyunla Destek

İzmir Karşıyaka’da Çocuk Danışmanlığı ve Oyunla Destek: Ço..

Yorumlar
disqus code